Fatma Önder

Yazar değilim, ama yazamaz da değilim...

HAKSIZLIK ETTİĞİMİZ TÜM CANLILARA…

HAKSIZLIK ETTİĞİMİZ TÜM CANLILAR İÇİN…

İnsanın insana ettiği zulmü konuşuruzda , insanın diğer hayvanlara ettiği zulmü görmezden geliriz. Bu zulmün en iyi saklanmış halllerinden birisi hiç kuşkusuz hayvanat bahçeleridir. Hayvanat bahçelerinin eğitici olduğunu, çocukların hayvanları tanıması ve sevmesini sağladığı söylenir. Ben çocuklarımı götürmedim.  Kafesler içinde gördüğümüz, özgürlüğünü yitirmiş bir canlının vitrine konup sergilenmesinin, eğlence aracı olarak görülmesinin, hayata küsmüş canlıları izlmek canımı acıtıyor. Bütün bunlar bu kadar akıllı ve karmaşık bir canlıyı nasıl etkiliyordur acaba? Ruhunun yavaş yavaş, zaman içinde, ufak ufak kırılması nasıl bir şeydir?

 İki elini yumruk yapıp yan yana getir, bir filin gözleri yine de daha büyük kalıyor. Bu kadar büyük gözlere bakmanın insanı zayıf hissettiren bir tarafı var. . Ruhunda varlığından senin bile bihaber olduğun şeyleri keşfediyorsun. Bunu bakışlarından anlarsın. Bu bakışlara karşılık verdiğinde, karşındaki ruhun derinliklerinde bulduğun tek şey bilgelik, sevgi ve şefkattir. hiç anlamamışım.İlk kez o an fillerin benim asla bilemeyeceğim ve anlayamayacağım şeylere kadir olduklarını fark ettim. 

Haksızlığa uğradığım da, beni köstekleyenler olduğun da, sürekli imkansızlıklardan bahsedip şevkimi kırdıkların da FİLLERİN hikayesini hatırlarım. İNSANLARA;  sınırlarını kendi çizdiğini, esareti kafasında kabullendiğini, güçsüzken deneyip başaramadıklarını yeniden denemesi gerektiğini, gücünü görmezden geldiğini, tutsaklığın kendi seçimi olduğunu ve nelerden vazgeçtiğini nasıl anlatırdınız?

Çocukken filleri çok severdim,  benim için gücün simgesiydi.

 Pek de kalın olmayan bir iple ayağından bağlanmış esir bir filin insanların hedeflerine nasıl sessizce itaat ettiğini gösteren bir belgesel izlemiştim. Benim için  gücün simgesi olan bu hortumlu devler ince iplerle tutsak edilmiş kölelere dönüşmüşlerdi. Nasıl olabilirdi?

Sonra öğrendim…

Fil henüz yavruyken kalın bir zincirle yerinden oynatması mümkün olmayacağı bir yere bağlanırmış. Özgürlüğüne düşkün, gücünü daha yeni keşfetmeye çalışan bu zavallı fil yavrusu kaçmaya kurtulmaya çalışırmış ama bir yavru olarak buna gücü yetmezmiş. Öyle bir bağlarlarmış ki ne kaçabilirmiş ne de bağlı olduğu yeri söküp atabilirmiş. Ne de olsa yavruymuş.

Başlangıçta bıkmadan usanmadan kaçıp kurtulmaya çalışırmış. Ancak zaman içinde özgürlük duygusunu unutur ve artık bu zincirden kaçamayacağını kabullenirmiş. Büyüyüp kocaman bir fil olsa bile zamanında çok defa deneyip başaramadığı ve kaçmayı aklına İMKANSIZ olarak yazdığı için bir daha asla denemezmiş.

Küçük bir filken onu tutan ve özgürlük duygusunu ona sayısız denemeden sonra unutturan zincirlerin yerini ince bir ip ve ipin ucunda hortumundan bile kısa bir odun parçası alıverirmiş. Bizim zavallı fil büyüdüğünü, kuvvetlendiğini ve istese yine tozu dumana katabileceğini unuturmuş.

Özgürlük duygusunu unuttuğunda, doğasından uzaklaştığında, isteğini kaybettiğinde, yapamayacağını düşünmeye başladığında ayağındaki zincirlerden ziyade inandıkları onu tutsak edermiş…

Peki ya siz tutsak bir fille karşılaşsaydınız ona içinde olduğu durumu nasıl anlatırdınız?

Fatma ÖNDER /2018 – SRİ LANKA

PİNNAWALA FİL YETİMHANESİ – Sri Lanka yaban hayatı koruma kurumu tarafından 1975’te kurulan fil yetimhanesi, anneleri öldürülünc başıboş kalan yetim bebek fillere yardım etmek amacıyla oluşturulmuş. Fillerin en büyük eğlencesi elbette yıkanmak, bebek filler içşnse nehirde çamur banyosu yapmak.

 

 

 

  • GÜVENECEKSİN HAYATA BAŞKA YOLU YOK.
    Onun çılgın sürprızlerine, beklenmedik sonlarına,
    ansızın başlangıçlarına, hızlı dönemeçlerine.
    O kadar çok çabalıyorsun ama yine de hiçbir şeyden emin olamıyorsun, tahmin edemiyorsun.
    Hep düşündüğünden başkası. Beklenmedik yerde buluyorsun kendini.
    Bunu anladığımda bıraktım tedbirleri, gereğinden fazla çabayı.
    Bir arkadaşım çok çabalıyorsun, çabayı bırakmalısın demişti birkaç yıl önce.
     Ne yani olduğu kadar, olmadığı kader mi diyeceğim? Ekmeği bile emek vermeden(çiğnemeden) yutamıyorsak diye karşı tarafı ikna etmeye başlamıştım bile.
     — “Oyun oyna, oyuncu ol” Hayat senin gibileri pek sevmiyor. Oyun oynanmıyor senin gibilerle.
     — Hayat bir oyun sahnesiydi değil mi?
     — “emin değilim… Herkese hiçbir şeyden emin olmadığımı söylerdim ama şimdilerde sadece duygularımdan eminim. Diğer her şeyi, olunca göreceğim.
    –  “Hayata güveneceksin başka yolu yok” diyorsun 
    –  Evet, tedbirleri bıraktığın da kendin de hayat da, o kadar bilinmeyenlerle dolu gelmeyecek sana.
    – Oysa ben yüzde yüz emin olmak istiyordum.
    Uzun süredir bıraktım tedbirleri, olduğu gibi kabul edip yaşıyorum hayatı. Hayat bana ne sunarsa..
    Fatma ÖNDER / ISPARTA – Kuyucak köyü /2018

Kime sorsam çok MUTSUZ!

  • Kime sorsam çok MUTSUZ!
    Peki mutsuzlukla başa çıkma yöntemleri var mı?
    Mutsuzlukla başa çıkma yöntemleri öğretilebilir mi?
    Öğrendiğim bir şey varsa o da; bazen mutluluğumuz bizim elimizde olmayacak. Bin musibet üzerimize yağacak ve canımız acıyacak.
    Bunu değiştirmeye çabaladıkça yorulacağız, kırılacağız . Olumlu düşün, olaylara pozitif bak, yargılama, affet gibi bir dolu “bilişe” zaman zaman kafa tutuyorum
    Biz karanlığımız ve aydınlığımızla insanız. ÖFKE DE İNSANA DAİR  AFFEDEMEDİĞİMİZ, öfkemizi azad edemediğimiz de olacak elbette.
    “Ustalık gerektiren kafaya takmama sanatı” kitabında Mark Manson diyor ki; “Daha pozitif bir deneyim arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve paradoksal olarak insanın negatif deneyimi kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir” Ve yine “Mutluluğun nedenini aramaya devam ederseniz asla mutlu olmazsınız” demiş Albet Camus. Sen de katılıyor musun? 
    Hayat, gözlerini bağlayıp seni bir yere götürüyor. Bunu bilince derin bir nefes
    Gözlerini açmadan önce, seni kendi etrafında bir güzel döndürüp kıvama sokuyor. Ohh yine derin bir nefes
    Sonra taaa! 
    Ben mi ne yapıyorum?
    Önce bir direniyorum, emek veriyorum, çaba sarfediyorum. Sonra amaaann ne olacaksa olsun diye bırakıyorum. Olsada olur olmasa da olur dediğin an özgürsün işte.
    Birileri geliyor, birileri gidiyor. Korkuyla nefesini tutma. Birileri bazen iyi geliyor, birileri bazen kötü geliyor. Bazı günler sinirden çok ağlıyorum, bazı günler insanlardan nefret ediyorum, bazı günler öfkeden lanet okuyorum, bazı günler geberiyorum ama bazen de ÇOK SEVİYORUM Bazen çok gülüyorum, bazen çok eğleniyorum, bazen çok umutluyum, bazen çok keyifli, bazen SEVGİM içime sığmıyor;herşeyi herkesi sevmek istiyorum Samimi olan çok az kşiyiz biliyor musunuz? Çocukluğunda görmediği ilgiyi, anlayışı, saygıyı, desteği, pozitife kimler çevirip kendi lehine yaratımlar çıkarabiliyor ki? Hep az mıyız? Az olan iyi olan mı? Azıcık aşım dertsiz başım mı?
    Azla yetin çoğu bulamazsın. Yahu niye az istiyeyim? Niye az istiyesin! Çok iste, çok sev, çok gül, çok bağır, çok sinirlen, çok öfkelen, çok ol çok… Niye kapatıyorsunuz ağzımızı. Ha birde deli görünmeye çalış, yanlış anlarlar, ayıplarlar. Ayıp olursa diye diye istediği hayatı yaşamayanlar burda mı? BAŞKASI OLMA KENDİN OL CANIM! Bak nasılda mutlu olursun.. MUTSUZLUĞUNU, ÖFKENİ, KAVGANI YAŞA. SEN SENİ ANLAMAZSAN KENDİNİ MUTLU ETMEZSEN KİMSE SENİ MUTLU ETMEK İÇİN GELMEYECEKTİR… HADİ O ZAMAN.. VAKİT ŞİMDİ..Ne yani hep mi MUTLU OLMAK İÇİN ÇABALIYACAĞIZ MUTSUZLUKTAN PERDELERİ KAPATTIĞIM DA OLDU, MUTLULUKTAN DELİRDİĞİM DE…. Biliyor musun hiçbir şey kalıcı deil. Sen istersen geçiyor. İste çok iste e mi… hep çok iste, aza kanaat getirme.
    Fatma ÖNDER / 2018 / BODRUM