Fatma Önder

Yazar değilim, ama yazamaz da değilim...

Aşk

    • AŞK
    • Bazı insanlar saf, hatta bazen aptal olarak algılanır diğerleri tarafından. Onları kandırmak çok kolaydır, her şeye çok çabuk inanırlar ve bu nedenle de yeri geldiğinde çıkarlar uğruna kullanılabilecek bir araç olarak görülürler.
    • O saflığa bir de duygusallık eklendiğinden, aklı ile değil duyguları ile hareket edi…yor, bu nedenle O bu dünyada doğruları göremeyen, doğru düşünemeyen ve etki altında kalabilen, kısaca “ kişiliği zayıf “ damgasını yiyiveriyor.
    • “ Zayıflık “ nedir diye düşünmeye başlıyor saf olan. Duygusal olmak mı zayıflık, diye soruyor kendine. Bu duygusallığın ona kalbinin derinliklerinden geldiğini, derinden de derin ruhundan geldiğini biliyor oysaki. Derinlerden gelen ses O’na “ sev “ , “ sadece sev “ diyor. Öyle sev ki her canlıyı, öyle sev ki cansızları Yaratan’ı hisset yarattığı her parçasında.
    • Hissetmeye başlar ve anlar ki görünende değil, görünmeyendedir gerçek sevgi. Sevgi içinden akar herkese ve her şeye karşı. Elinde değildir artık, inanır, güvenir ve her koşulda ellerini uzatmaya hazırdır ihtiyacı olana. Sevgi Ona bağışlamayı da öğretir zamanla. Bu da saflık hatta bazen aptallık olarak algılanır diğerleri tarafından.
    • Saf bunun farkına varır, önce kırılır ama sonradan önemsemez. Derinlerden gelen o ses, yardımına yetişir ve olması gerekenin bu olduğunu, bunun arınmışlık olduğunu söyler ona.
    • O gerçekten de arınmıştır ve sevgi, iyilik, bunca güzellik, mutlu olmak varken bir türlü anlayamaz korkuyu, kötülüğü, çirkinlikleri, mutsuzluğu. Anlayamadığı gibi de bilemez, göremez. O yüzden çabuk inanır, güvenir ve de kandırılır.
    • Zamanla anlamak, bilmek ve görmek zorunda bırakır görünmeyeni göremeyenler, görünmeyeni görebilenleri. Çok üzülür, çok kırılır saf. Biliyordur, görüyordur artık ama gene bir türlü anlayamıyordur. İçinde yoktur çünkü olmayanı nasıl anlayabilir ki saf ?
    • Saf var olduğu için şükreder ve bilir ki asıl görev “ yaşamak için yaşamaktır “. Sindire sindire yaşar her anını ve bunu başarabilmek için de sadece kendi olmalıdır, olduğu gibi görünmelidir. Bu onun içini dışa yansıtmasının ve açık sözlü olmasının nedenidir. Yüzüne maskeler takamaz, ince hesaplar ve oyunlar yapamaz . O sadece “ yapar “ , içinden geldiği gibi, bu bu kadar basittir işte… Onun için.
    • Bilerek zarar vermediği gibi, bilmeden birini kırdığında ondan daha çok üzülür. Onun için herkes “ Bir “ dir, cinsiyetsizdir ve sadece özlerine – ruhlarına önem verir. Anlamaya başlar sonra, Koşulsuz Sevgi’ dir yaşadığı ve anlar ki sadece seviyordur.
    • Sonra hissetmeye başlar ki, “ Sadece “ ve “ Koşulsuz” olabilmek Özgürlüktür. Bu öyle bir özgürlük ki ruhunu bile hafifletmiştir. Kendi Özgür İradesini keşfeder sonra. Onun aklı da, duyguları da, yaşamda var olmanın sonsuz mutluluğu ve cesareti de artık sadece Özgür İradesi olacaktır. Bu da ona Korkmamayı öğretir. Çünkü anlar ki “ Korku “ , özgürlüklerimizin, mutluluklarımızın ve de “Sevgi “ nin en baş düşmanıdır. Çünkü anlar ki “ Korku “ , kötülüklerin, çirkinliklerin, hırsların, savaşların en başta gelen nedenidir.
    • Korku “, hem dünyada hem ruhsal olarak kötü olana doğru bizi iten, kendimiz olabilmekten bizi uzaklaştıran ve en acısı da özgürlüklerimizi elimizden alarak mutsuzluğa neden olup bizleri öfke, kin, kıskançlık, intikam alma, zarar verme gibi duygularımızı tetikleyen, “ Sevgi “ nin karşıtı bir duygudur. Korkunun olduğu yerde sevgi var olamayacağından bizleri kendi isteğimiz dışında birçok şeye, diğer insanlara, kurallara, kısıtlamalara bağımlı kılarak sıkışıp kalmamıza, maskeler takmamıza, duvarlar örmemize neden olur. Ardından olmayan “ biz “ gibi davranmaya başlarız. Başkalarını kandırdığımızı sanarak asıl kendimizi kandırdığımızı unuturuz. Öyle kaparız ki kendimizi, kalbimizden, ruhun derinliklerinden gelen sesi duymayı bırakın, çığlıklarını bile duyamaz hale geliriz. Sonra neden mutsuzuz diye sorarız kendimize.
    • Oysa saf bunun nedenini çoktan kavramıştır. Cenneti de Cehennemi de kendinin yarattığını ve kendi yarattığı bu dünyada nasıl ve ne şekilde yaşamak istediğini herkesten daha iyi bilir ve öyle de yaşar.
    • Gene de arada bir sızlar içi çünkü hatırlar dünyadaki sevgiyi – daha doğrusu sevgisizliği – ve gözleri de eşlik eder kalbinin gözyaşlarına çoğu zaman. İşte o anlarda derinlerden bir ses duyar, “ Üzülme saf, kullarının kullarına uzatmayı esirgediği ellerinin yerine O kendi ellerini uzatır. “
    • Saf, açar ellerini göklere doğru ve der ki, “ Yaratanım, tüm kullarını “saf “ et, onları koşulsuz sevgin ile sar “. Yaratan çok etkilenmiştir bu saflıktan ve Saf kuluna kanatlar gönderdi onu korusun diye, görünmeyende sevgisi ile öyle titretti ki onu, Saf’ ın gözünden dökülen mutluluk gözyaşları ile iyileştirdi kullarının Saf’ da açtığı derin yaraları.
    • Daha henüz sevgiyi, sevmeyi öğrenemediğimiz bu dünyada bence gerçek anlamda tek bir AŞK vardır, o da Allah Aşkıdır.
    Sevgiyle Kalın

Post a comment