Fatma Önder

Yazar değilim, ama yazamaz da değilim...

“Ben kimim?” Bugün bu soruyu sorar mısın kendine?

Gray Douglas diyor ki ; Lütfen sorular sorunuz! Aptal sorular yoktur, sadece soru sormayan aptal insanlar vardır. Soru güçlendirir çünkü soru bizi çok daha büyük olasılıklara açar. Cevapları oturtursanız kendinizi kısıtlı sonuçlara kilitlersiniz.
Şimdi ben size bir soru sorup kafaları karıştırmak istiyorum. “Ben kimim?” Bugün bu soruyu sorar mısın kendine?
Kişinin kendini bilmesi, sorgulaması, gelişimine açık olması, nerede durduğu ve nereye gitmek istediği konularında net olması, kendisiyle barışık olması, hayatının sorumluluklaırnı elinde tutması önemlidir.
Neye inandığını ve neden inandığını bilmek önemlidir. Herşey düşünmeyle, soru sormakla ve farkındalık kazanıp değişip gelişmeyle başlıyor.
İnançlarınızın ve değerlerinizin neler olduğunu hiç sorguladınız mı? İlişkilerimizde, iş yerimizde, aile yaşantımızda inançlarımız ve değerlimiz ile hareket etmiyor muyuz?(kavgalarımız, çatışmalarımız, huzursuzluklarımız, ego) Belki de hepimiz farklı inaç ve değerlere sahip olduğumuz için fazlaca yanılıyoruz.
BEN kimim? Senin düşündüğün değilim.
Senin olmamı istediğinde değilim. BEN, BENİM.
Fatma ÖNDER

ELİNDEN GELEN BİRŞEY YOKSA KALBİNDEN GEÇEN DE YETER

Elinden gelen bir şey yoksa, kalbinden geçen de yeter. Zaman ayırıp amatörce yazdığım yazıları okuduğunuz, paylaştığınız, takip ettiğiniz için teşekkür ederim. İyi geldiniz.. Umarım ben de iyi gelmişimdir size.
Zaman bilgiyi paylaşma ve aynı gemide olduğunu unutmama zamanı.
Sanırım ben paylaşmayı seviyorum. Ruhumu beslediğini, şifalandırdığını düşünüyorum.
Öğrendiğim tüm bilgileri doğru veya yanlış, yaşadığım tüm güzellikleri, düşüşlerimi, yanılgımı, aldatılmışlığımı, zaferlerimi, başarımı, başarısızlığımı, yaşadığım ihanetleri, yolumu, yolculuğumu, ayağıma takılıp beni düşüren çalıları, çöpleri , fareleri ) ,,,,vb hepsini paylaşmayı seviyorum. Okumayı, araştırmayı önemsiyorum ama DENEYİMİ daha çok önemsiyorum. Çünkü yaşamda sorular çalıştığın yerden hiç gelmez. Bana ne öğrendin diyorsan “hiç bir şey” derim. Ne biliyorsun dersen; dürüstlüğün, edebin, kendine güvenin, yaşamının sorumluluğunun sadece kendşnde olması, insanlardn sıfır beklenti ile yaşamanın muhteşem olduğunu biliyorum derim. Kendi gücünün, yapabileceklerinin farkında olmak seni asil ve saygın yapar. Herkes değerini kendi belirler. Sen kimsin diyorsan?; senin düşündüğün ve olmamı istediğin değilim derim 
Fatma ÖNDER

Samimiyetime inanırsan sana bir sır vereceğim güzel insan

Samimiyetime inanırsan sana bir sır vereceğim güzel insan.
İsyan etme ne olur
İsyan ettiğim günler çok oldu fakat her defasında daha sert bir durumla yüz yüze geldim. Her acının daha büyüğü, her derdin daha koyusu varmış, öğrendim, öğretildim. İsyan etmeyi bıraktım, onun yerine yaratanın bana uygun gördüğü şeyleri yaşayıp görmem, öğrenmem ve kabul etmem gerekmiş. Şükretmeyi isyan etmeye tercih ediyorum. Hiçbir yakarış cümlemin evrende yüz bulduğunu görmedim. İsyan eder misiniz sık sık, etmeyin e mi
İçinde UMUT olsun. Hiç bırakma onu.
Çünkü o UMUT senin gittiğin, gideceğin yolun.
İnanmayacağın kadar şahane yerlere götürecek seni.
Sahi astroloji, tutulmalar, dolunay, gezegen, gökyüzü sizi nasıl etkiledi? Savruluyoruz de mi? Siyah ve beyaz herşey net.
Hepimiz için başkalaşım yılıymış gibi geliyor bana. Renk değiştiriyoruz. Ruhumuz aynı anda 4 mevsim yaşıyor. İşleyerek, sindirerek, öğrenerek, öğrenemediğin de sil baştan geriye dönerek ama zorlayıcı, yakıcı, yıkıcı.
Rüzgarın da bulutun da hakkını vermen gerekiyor. İizin veriyorsun gözlerine gelip oturmasına o bulutun. Sonra güneş çıkıp kurutuyor. Dalgalanmalar yaşıyorsun. Söz yaratır ya, ağzımızdan çıkan herşeyin etkisinin önemini duydum, gördüm.Büyük konuşmamayı, küçük düşünmemeyi öğrenmeye başladık.Biraz içimize dönüp, kendimize huzurlu ve kabullenmiş bir dünya kurmaya çalıştık. Yeni başlangıçlar, işe yaramayan, bizi zorlayan duygu ve insanlara bay bay dedik.) Çok zorlandık, ama olsun UMUDUMUZ hep vardı. Ve süreç devam ediyor. Yıpratıcı gibi ama esasında ÖĞRETİCİ bir süreç.
Fatma ÖNDER / 2018 – Peradaniya botanik bahçesi / Nuwera Eliya( burası küçük İngiltere olarak biliniyormuş Şri Lanka’da)

Hadi bugün kendimize bizi zorlayan konular ile ilgili sorular soralım

Hadi bugün kendimize bizi zorlayan konular ile ilgili sorular soralım.
Hangi soru cevapsız kalmış ki evren’de
Sahi en son ne zaman konuştunuz ruhunuzun özü hakkında?
İsteklerinizi, arzularınızı, duygularınızı en son ne zaman, kiminle paylaştınız?
Lütfen, kendinize hayatta ki en büyük arzunuzu söyler misiniz?
Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
Hatalarınızla barıştınız mı?
İsyan eder misiniz sık sık?
Bu mu yaşamak istediğim yer?
Böyle bir hayat mı istiyorum?
Bu mu birlikte olmak istediğim kişi?
Bu kişilerle mi yürümek istiyorum?
Yaşam nedir?
Neden buradayız?
Bir el değil mi bizi UMUDA götüren?
Bir çift sevgiyle içten bakan göz, sıcacık kalpten gülümseme değil mi yürekleri ısıtan?
Bir bakış değil mi sönmeye yüz tutmuş alevi ateşleyen?
Tüm sorularımızın cevap bulduğu şahane günlerimiz olsun. Ol’sun o zaman…
“Doğru yoldamıyım bilmek istiyorum ve senden gelecek her türlü cevabı kabul edeceğim”
Fatma Önder / 2018 – Dambulla – Şri Lanka

YAMA YAPMAKLA UĞRAŞMA, GEREKTİĞİNDE YIRT AT!

    • YAMA YAPMAKLA UĞRAŞMA, GEREKTİĞİN DE YIRT AT!
    • Bazen elimde bir fener çakıllı yollarda yalın ayak, sonu görünmeyen bir yolda ilerliyorum. Nereye olduğunu bilmeden.
    • Çünkü bildiğim tek şey; İlerlemek. Durmak yok, yol’a devam.
    • Derin bir uyku halindeydim uzun zamandır. Sonra birşey beni rahatsız etti, uyanmak istedim.
    • Hergün bir hayat dersi öğreniyor, ancak tam olarak ne öğretmek istediğini, ne öğrendiğimi bilemiyordum.
    • Uzun süredir bir çıkış yolu arıyordum. Görmezden gelirsem farkettiğim şeyi kabul edip, durumu normalleştirecektim. O zaman tutsaklık devam edecekti. Bu tehlikeli! Bazı insanlardan kurtulup özgürleşmem gerekiyordu.
    • Bazen, uzak kalmayı herkese, herşeye bilmeli insan. Gizli dinlenme, gizli dualarla beslenme.
    Fatma ÖNDER / 2018- Kuyucak Lavanta köyü /Isparta

    İçinde UMUT olsun. Hiç bırakma onu e mi.
    Çünkü o UMUT senin gittiğin, gideceğin yolun.
    İnanamayacağın kadar şahane yerlere götürecek seni.
    Umutsuzluğa düştüğünde bile SEV yaşadıklarını. Sana öğrettiği o kadar çok şey var ki. Seni zorlar, senden götürür, içinde bi dolu sıkıntı, dert, tasa vardır. Olsun. Hangi sıkıntı bitmedi ki? Her sıkıntı biter ve yerini mutluluğa bırakır.Tüm bu sıkıntıların için de RABBİM’in bize anlatacakları, bir bildiği var. Başka türlü nasıl güçlenşr, büyür insan?
    Hadi bugün kendimize bizi zorlayan konular ile ilgili sorular soralım.
    Sahi en son ne zaman konuştunuz ruhunuzun özü hakkında?
    İsteklerinizi, arzularınızı, duygularınızı en son ne zaman, kiminle paylaştınız?
    Lütfen, kendinize hayatta ki en büyük arzunuzu söyler misiniz?
    Hatalarınızla barıştınız mı?
    Yapılan küçük yanlışlar aşı gibi aslında, seni daha büyük mikroplardan korumak için vücuduna mikrop salıyorlar  Savaşı öğreniyor bünyen, antibiyotik gibi bağışıklık sistemin uyarılıyor.
    İsyan eder misiniz sık sık?
    İsyan ettiğim günler çok oldu fakat her defasında daha sert bir durumla yüz yüze geldim. Her acının daha büyüğü, her derdin daha koyusu varmış, öğrendim, öğretildim  İsyan etmeyi bıraktım, onun yerine yaratanın bana uygun gördüğü şeyleri yaşayıp görmem, öğrenmem ve kabul etmem gerekmiş. Şükretmeyi isyan etmeye tercih ediyorum. Hiçbir yakarış cümlemin evrende yüz bulduğunu görmedim.
    Sahi astroloji, tutulmalar, dolunay, gezegen, gökyüzü sizi nasıl etkiledi? Savruluyoruz de mi? Siyah ve beyaz herşey net.
    Hepimiz için başkalaşım yılıymış gibi geliyor bana. Renk değiştiriyoruz. Ruhumuz aynı anda 4 mevsim yaşıyor. İşleyerek, sindirerek, öğrenerek, öğrenemediğin de sil baştan geriye dönerek ama zorlayıcı, yakıcı.
    Rüzgarın da bulutun da hakkını vermen gerekiyor. İizin veriyorsun gözlerine gelip oturmasına o bulutun. Sonra güneş çıkıp kurutuyor. Dalgalanmalar yaşıyorsun. Söz yaratır ya, ağzımızdan çıkan herşeyin etkisinin önemini duydum, gördüm.Büyük konuşmamayı, küçük düşünmemeyi öğrenmeye başladık.Biraz içimize dönüp, kendimize huzurlu ve kabullenmiş bir dünya kurmaya çalıştık. Çok zorlandık, itiraf edelim. Yeni başlangıçlar, işe yaramayan, bizi zorlayan duygu ve insanlara bay bay dedik.) Çok zorlandık, ama olsun UMUDUMUZ hep vardı. Ve süreç devam ediyor. Yıpratıcı gibi ama esasında ÖĞRETİCİ bir süreç.
    Fatma ÖNDER / 2018 – KOLOMBO

Kaderi suçlama e mi :)

      • Bu yeryüzü insanlar tepinip birbirini öldürsün diye mi yaratıldı sanırsın? Bunca insan sahipsiz mi sanırsın?
      • Allah’ın bana yaşattığı her olumsuz şeyin hayatıma açılan yeni bir kapı olarak görüyorum.
      • Çocukluğumdan beri yaşadığım her olumsuz olayı, canımı yakan, nefesimi kesen, neşemi öldüren kötü diye adlandırdığım her ne ise bana açılan şahane kapılar olduğunu gördüm.
      • Üzmüyorum kendimi, kılımı kıpırdatmıyorum artık. İnsanlar üzemiyor beni. Bencillik değil bu ama adını koyamadığım bir şey.
      • İyi ki yoksun, iyi ki bıraktım, iyi ki vazgeçtim, iyi ki, iyi ki… Çünkü bitmesini istedim.
      • Bitirmesem RABBİM’in beni hangi mücizelerle karşılaştıracağını bilemezdim.
      • Sıkıntının ardından açılan kapıları fark et.
      • Mevlana ne güzel demiş “Sıkıntı yok efendiler, dert insana yol gösterir.” Bu öğretiye hayranım.
      • Hayat daima senden birşeyler öğrenmeni bekler. Ve görmeni istediği şeyler gizlidir. Farkında olmamız yıllarımızı alabilir. Kendine kızma, kaderi suçlama.
      • Bak bu sabahta uyandın. Demek ki her şey için bir şansın daha var. O zaman hadi ne bekliyorsun? Sana yakışan en güzel şeyin gülümsemen olduğunu sakın unutma e mi!
      • Ben de senin gibi hayatın her noktasında aşırı fedakar ve vericiydim. Sorguladım günlerce, yıllarca…
      • Kendin için ne yapıyorsun? Cevap ?
      Fatma ÖNDER / 2018 – Katar – Doha

Yeni hayatına hoş geldin. Aşk’la

    1. “Hayatın sana hediye ettiği sevgiyi, sen hayata geri ver.”
    1. Her zaman sevgiyle kal. Benim yaşam felsefem idi.
    1. Çocukluğumdan beri söylediğim bir şey var; inanmam, tutunmam gereken tek şey ilahi yaratıcı (tek sahibim) kalbim(ben), dualarım.
    1. Bildiğim tek şey; İlerlemek. Durmak yok, yol’a devam. Bazen elimde bir fener çakıllı yollarda yalın ayak, sonu görünmeyen bir yolda ilerliyorum. Nereye olduğunu bilmeden.
    1. “Her yol kapalı olsada, O’nun kapısından ayrılma. O sana kimsenin bilmediği gizli kapıyı açar.” HZ.MEVLANA
    1. Derin bir uyku halindeydim uzun zamandır. Sonra birşey beni rahatsız etti, uyanmak istedim.
    1. Hergün bir hayat dersi öğreniyor, ancak tam olarak ne öğretmek istediğini, ne öğrendiğimi bilemiyordum.
    1. Bu mu yaşamak istediğim yer? Böyle bir hayat mı istiyorum? Bu mu birlikte olmak istediğim kişi? Bu kişilerle mi yürümek istiyorum?
    1. “Doğru yoldamıyım bilmek istiyorum ve senden gelecek her türlü cevabı kabul edeceğim” dedim YÜCE RABBİM’e
    1. Kaybolmuştum, yolumu nasıl kaybettim anlamadım! Ve yolumu bulamayacak kadar yorgundum.
    1. “Bana benden başka yardım edecek yok”
    1. “ Benim gidecek bir evim yok, evim neresi bilmiyorum.” Dedim.
    1. Kalk üzerini temizle. Kalktım, etrafa bakındım. Üzerimi temizledim.
    1. “HOŞGELDİN” dedi içimden bir ses
    1. “YENİ HAYATINA HOŞGELDİN” AŞK’la.. Tutkuyla.. Muhabbetle.. Hep şükrettim, hep teşekkür ettim. önce O’NA, İLAHİ OLANA, SAHİBİME…
    1. Bir el değil mi bizi UMUDA götüren, bir çift sevgyle içten bakan göz, sıcacık kalpten gülümseme değil mi yürekleri ısıtan. Bir bakış değil mi sönmeye yüz tutmuş alevi ateşleyen?
    1. Bazen, uzak kalmayı herkese, herşeye bilmeli insan. Gizli dinlenme, gizli dualarla beslenme.
    1. Yaşam nedir? Neden buradayız?
    1. Uzun süredir bir çıkış yolu arıyordum. Görmezden gelirsem farkettiğim şeyi kabul edip, durumu normalleştirecektim. O zaman tutsaklık devam edecekti. Bu tehlikeli! Bazı insanlardan kurtulup özgürleşmem gerekiyordu. Çok şükür temizledim, arındım.
    1. Ne diyecektim;
    1. Görmezden gelirsen, farkettiğin şeyi Kabul edersin, durum normalleşir. O zaman tutsaklık devam eder. Bu tehlikeli!
    1. Öğrendim ki; Kabulleniş özgürleştirirmiş insanı.
    1. Önce kendime dürüst olmam gerekmiş.
    1. Dürüstlük ancak vicdanla ölçülebilir. Dürüstlük vicdanın temiz olmasıdır. Ben yalan söylesemde vicdan asla yalan söylemez.
    1. *** *** ***
    1. Güvendiğim; dostum, arkadaşım, can yoldaşım dediğim kişilerle öyle sınavlar veriyordum ki; ihanetleri, entrikaları, iftiraları, edepsizlikleri, vefasızlıkları nefesimi kesiyordu.
    1. Sıkıntıları ve sorunlarına çözüm bulmak için uykusuz kaldığım geceler, maddi-manevi destek, evimi ve yüreğimi açtığım herkes ISIRDI!
    1. Biz kadınlar severiz kahve içip fal kapatmayı.
    1.  “2 kişi daha gidecek yaşamından”dedi.
    1.  “Kimse kalmadı” dedim.
    1.  “Var”dedi.
    1. Varmış… Bin şükür gittiler.
    1. Yine 2 ay önce tanıştığım sevdiğim bir arkadaş ( hep derim ya eskiyi at, yeniye yer aç.. İyi ki) gittiği psikiyatrit’e ısrarla gitmemi ve bana iyi gelecğini söyledi. Ben çok karşıyım, çözüm içimizde. Bize bizden başkası yardımcı olamaz. Ağrıdan nefes alamadığım da bile ilaç içmem ben. İyi bir dinleyeci olduğum söylenir ama sıkıntılaırmı anlatma konusunda yetenekli değilim.
    1. Neden dedim. Ne gördün ki bende ısrarla gitmemi istiyorsun.
    1. – Öfkelendiğin de çok küfür ediyorsun. Ben de senin gibi derdimi küfürsüz anlatamazdım. Dip not: arkadaşım;başarılı, kendi ayakları üzerinde duran maddi-manevi güçlü işkadını.
    1. – Peki, şimdi soruyorum. “o—–u” nasıl tarif edersin? “ş——i” nasıl tarif edersin? Bazı insanları tarif etmek kelimeler hakikaten yetersiz!
    1. Yadırgadığım sonra hek verdiğim arkadaşlarım oldu. Asla arkadaşlarını bi deiğer arkadaşı ile tanıştırmayan, aynı ortama almayan falan filan. Ben hepsini kaynaştırır, bir araya getirirdim. Sonra ne mi oldu?
    1. Birbirlerini kıskandılar, dedikodu yaptılar, uzanamadıkları ciğere mundar dediler, filmler, senaryolar; bi süre izledim uzaktan. Tarafsız olmalıydım. Aptal insanın 30 dostu, 60 arkadaşı olurmuş. O aptal benim işte. Dedikoları, iftiraları, yüzüme gülüp dostum gibi davranmaları, hatta durumu abartıp beni çok ama çok seviyor numaraları flan filan işte. Hep derim ya; beni kandırabilirsin ama ALLAH’ı asla! Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bi durumları var.
    1. Emek verdiğim kimseye hakkım helal değildir..
    Fatma ÖNDER / 2018 Şri Lanka

    • Kimseye benzemeyen insanların ülkesi KÜBA
    • Dans, müzik, rom, puro, neşe
    • Rom, puro ve kadınlar.. Karayiplerin en büyük adası Küba. Barok kilise kuleleri, koloni döneminden kalma ihtişamlı binaları, 1950’li yılların nostaljik arabalrı, Arnavut kaldırımı sokakları, demir parmaklıklı ve kırmızı çatılı evleri, geniş tahta çerçeveli pencereleri ve güneşin erişemediği avlularıyle kendi başına bir dünya…
    • Hayatımda ilk kez gördüğüm insanların arasında, neşelerine katılıyorum. Çok yüksek sesli müzik var. Herkes arkadaşım herkesi çok önceden tanıyorum sanki. Küba çok farklı, Hindistandan, Avrupa’NIN herhangi bir yerinde vsvs. Gidince anlayacaksın ne demek istediğimi. Bolca keyfini çıkart.Hani bitmesini istemediğin yemeği yer gibi, ağır ağır, telaşe etmeden, glümseye gülümseye, sakin sakin.
    • Maceramız uçakta başladı Kocaman bir uçak ve bir de üzerin de aktarma var. Ama olsun küba’ya gidiyorsun. Uçağın içinde hostesler yaşlı ve aksi. Asker gibi oturacaksın.. canın içki mi istedi, saaiti var bekleyeceksin canım.
    • Film izledin mi Küba ile ilgili? Kitaplar okudun mu? Ernesto Che Guevara’nın hayatını konu almış filmler. MP3 çalarına Buika ve salsa yükledin mi?
    • Sabun, oje, kalem, ruj, kırtasıye malzemeleri alabilirsin. Seyahatlerde hediye dağıtmak hoş olmayabilir ama Küba farklı.
    • İlk istikamet Havana Güneş çok güzel doğuyor kentte, binaların dokularına, duvarların çatlaklarına, binaların açık kapılarından girip bir Kübalıyı gülümseyerek selamlarsın belki sende. Güneşle selamlaşmak , kucaklaşmak lazım Havana’da, karayıplerdesn, hayal gibi. Izgara biçimli sokaklarında kaybolmalısın. Sokakta domino oynayanları, minik manavlarından patates, domates alanları, ellerinde rom şişesi oturmuş rom içenleri, topları olmadığı için gazoz kapklarıyle oynayan çocukları selamlamalısın. Arada mola verip rom içmeyi unutma, hatta puro da içmelisin, içmiyorsan bile içiyormuş gibi yapmalısın.
    • Hava için olmazsa olmazlar; Eski bir chevrolet kiralayıp kentte gezinmek. Hotel Nacional de Cuba’da mojito içmek. Mydanlarda dolaşmakç Ernest Hemingway’ın gitti bara gitmek. Old Havana da kaybolmak.
    • Birde benim Küba da gördüm en beğendiğim yer Trinidad. Unesco tarafında koruma altına alınmış. Rengarenk geceleri salsa bilmiyorsan bile haklın arasına karışıp “ ne kadar güzel salsa yapoyorum” diye düşüneceğin bir kent Trinidad. Sefan olsun. Kuş kafesleri, sokak aralarına saklanmış okullar, sanat galerileri, rom, puro, slsa. Kübayı tarif etmek çok zor. Santiago De Cuba,, Santa Clara da var elbette görülmesi gerekn bu adada.
    • Ojeleri, sabunları vermeden gelmeyin e mi. Bolca deniz mahsulleri yemek lazım gelir. Plastik bardakta romlarınızı tokuşturmak olmazsa olmazdır. Git dans et, en güzel sen dans ediyorsun, unutma ne olur. Puro fabrikası da görmelisin gitmişken. Sokak köpeklerine şefkat gösterebilirsin, çok seviniyorlar. Bolca keyfıbı çıkart, dand et, şarkı söyle. Unutma dönüşte yine uzun bir uçak yolculuğu ve o mürebbiye kılıklı hostesler seni bekliyor olacak )) Gittiğin de selam söyler miisn benden..
    KÜBA / 2015

HAKSIZLIK ETTİĞİMİZ TÜM CANLILARA…

HAKSIZLIK ETTİĞİMİZ TÜM CANLILAR İÇİN…

İnsanın insana ettiği zulmü konuşuruzda , insanın diğer hayvanlara ettiği zulmü görmezden geliriz. Bu zulmün en iyi saklanmış halllerinden birisi hiç kuşkusuz hayvanat bahçeleridir. Hayvanat bahçelerinin eğitici olduğunu, çocukların hayvanları tanıması ve sevmesini sağladığı söylenir. Ben çocuklarımı götürmedim.  Kafesler içinde gördüğümüz, özgürlüğünü yitirmiş bir canlının vitrine konup sergilenmesinin, eğlence aracı olarak görülmesinin, hayata küsmüş canlıları izlmek canımı acıtıyor. Bütün bunlar bu kadar akıllı ve karmaşık bir canlıyı nasıl etkiliyordur acaba? Ruhunun yavaş yavaş, zaman içinde, ufak ufak kırılması nasıl bir şeydir?

 İki elini yumruk yapıp yan yana getir, bir filin gözleri yine de daha büyük kalıyor. Bu kadar büyük gözlere bakmanın insanı zayıf hissettiren bir tarafı var. . Ruhunda varlığından senin bile bihaber olduğun şeyleri keşfediyorsun. Bunu bakışlarından anlarsın. Bu bakışlara karşılık verdiğinde, karşındaki ruhun derinliklerinde bulduğun tek şey bilgelik, sevgi ve şefkattir. hiç anlamamışım.İlk kez o an fillerin benim asla bilemeyeceğim ve anlayamayacağım şeylere kadir olduklarını fark ettim. 

Haksızlığa uğradığım da, beni köstekleyenler olduğun da, sürekli imkansızlıklardan bahsedip şevkimi kırdıkların da FİLLERİN hikayesini hatırlarım. İNSANLARA;  sınırlarını kendi çizdiğini, esareti kafasında kabullendiğini, güçsüzken deneyip başaramadıklarını yeniden denemesi gerektiğini, gücünü görmezden geldiğini, tutsaklığın kendi seçimi olduğunu ve nelerden vazgeçtiğini nasıl anlatırdınız?

Çocukken filleri çok severdim,  benim için gücün simgesiydi.

 Pek de kalın olmayan bir iple ayağından bağlanmış esir bir filin insanların hedeflerine nasıl sessizce itaat ettiğini gösteren bir belgesel izlemiştim. Benim için  gücün simgesi olan bu hortumlu devler ince iplerle tutsak edilmiş kölelere dönüşmüşlerdi. Nasıl olabilirdi?

Sonra öğrendim…

Fil henüz yavruyken kalın bir zincirle yerinden oynatması mümkün olmayacağı bir yere bağlanırmış. Özgürlüğüne düşkün, gücünü daha yeni keşfetmeye çalışan bu zavallı fil yavrusu kaçmaya kurtulmaya çalışırmış ama bir yavru olarak buna gücü yetmezmiş. Öyle bir bağlarlarmış ki ne kaçabilirmiş ne de bağlı olduğu yeri söküp atabilirmiş. Ne de olsa yavruymuş.

Başlangıçta bıkmadan usanmadan kaçıp kurtulmaya çalışırmış. Ancak zaman içinde özgürlük duygusunu unutur ve artık bu zincirden kaçamayacağını kabullenirmiş. Büyüyüp kocaman bir fil olsa bile zamanında çok defa deneyip başaramadığı ve kaçmayı aklına İMKANSIZ olarak yazdığı için bir daha asla denemezmiş.

Küçük bir filken onu tutan ve özgürlük duygusunu ona sayısız denemeden sonra unutturan zincirlerin yerini ince bir ip ve ipin ucunda hortumundan bile kısa bir odun parçası alıverirmiş. Bizim zavallı fil büyüdüğünü, kuvvetlendiğini ve istese yine tozu dumana katabileceğini unuturmuş.

Özgürlük duygusunu unuttuğunda, doğasından uzaklaştığında, isteğini kaybettiğinde, yapamayacağını düşünmeye başladığında ayağındaki zincirlerden ziyade inandıkları onu tutsak edermiş…

Peki ya siz tutsak bir fille karşılaşsaydınız ona içinde olduğu durumu nasıl anlatırdınız?

Fatma ÖNDER /2018 – SRİ LANKA

PİNNAWALA FİL YETİMHANESİ – Sri Lanka yaban hayatı koruma kurumu tarafından 1975’te kurulan fil yetimhanesi, anneleri öldürülünc başıboş kalan yetim bebek fillere yardım etmek amacıyla oluşturulmuş. Fillerin en büyük eğlencesi elbette yıkanmak, bebek filler içşnse nehirde çamur banyosu yapmak.

 

Sayfalar:1234567...52